<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ali Keser arşivleri - İnkişaf D&uuml;ş&uuml;nce Platformu</title>
	<atom:link href="https://inkisafplatformu.com/tag/ali-keser/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://inkisafplatformu.com/tag/ali-keser/</link>
	<description>İnkişaf D&#252;ş&#252;nce Platformu</description>
	<lastBuildDate>Sat, 16 May 2026 10:27:52 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.2</generator>

<image>
	<url>https://inkisafplatformu.com/wp-content/uploads/2025/06/cropped-d2-150x150.png</url>
	<title>Ali Keser arşivleri - İnkişaf D&uuml;ş&uuml;nce Platformu</title>
	<link>https://inkisafplatformu.com/tag/ali-keser/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">245782574</site>	<item>
		<title>Bir Toplumsal Sorumluluk Olarak İlim</title>
		<link>https://inkisafplatformu.com/bir-toplumsal-sorumluluk-olarak-ilim/</link>
					<comments>https://inkisafplatformu.com/bir-toplumsal-sorumluluk-olarak-ilim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ali Keser]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 16 May 2026 10:27:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Güncel Konular]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Keser]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Sorumluluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://inkisafplatformu.com/?p=1759</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sözlükte “bilmek” anlamına gelen ilim (ilm) genellikle “bilgi” ve “bilim” karşılığında kullanılır. Klasik sözlüklerde “bir şeyi gerçek yönüyle kavramak, gerçekle örtüşen kesin inanç (itikad), bir nesnenin şeklinin zihinde oluşması, nesneyi olduğu gibi&#8230;</p>
<p><a href="https://inkisafplatformu.com/bir-toplumsal-sorumluluk-olarak-ilim/">Bir Toplumsal Sorumluluk Olarak İlim</a> yazısı ilk önce <a href="https://inkisafplatformu.com">İnkişaf D&uuml;ş&uuml;nce Platformu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Sözlükte “bilmek” anlamına gelen ilim (ilm) genellikle “bilgi” ve “bilim” karşılığında kullanılır. Klasik sözlüklerde “bir şeyi gerçek yönüyle kavramak, gerçekle örtüşen kesin inanç (itikad), bir nesnenin şeklinin zihinde oluşması, nesneyi olduğu gibi bilmek, nesnedeki gizliliğin ortadan kalkması, tümel ve tikellerin kavranmasını sağlayan bir sıfat” gibi değişik şekillerde tarif edilmiştir. “Bilgisizliğin (cehl) karşıtı” biçiminde de tanımlanır. Aynı kökten türeyen âlim, alîm, allâm ve allâme, ma‘lûm, ma‘lûmât, muallim, müteallim, muallem kelimeleri bilgi anlamıyla bağlantılı olarak kullanılmaktadır. (İlhan Kutluer, &#8220;İLİM&#8221;, TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/ilim (07.03.2026))</p>
<p style="font-weight: 400;">İslam medeniyetinin temelinde ilim bulunmaktadır. Kur’ân-ı Kerîm’in ilk nazil olan ayetlerinin “Oku!” emriyle başlaması, (Alak sûresi 96/1) ilmin İslam’daki merkezi konumunu açıkça ortaya koymaktadır. Bunun yanı sıra Kur’an’ın birçok ayetinde ilim teşvik edilmiş ve ilim sahiplerinin üstün konumuna dikkat çekilmiştir. Nitekim bir âyet-i kerimede şöyle buyurulmaktadır:</p>
<p style="font-weight: 400;">
<div class="penci-pullqoute align-none">
<blockquote><p>“Allah, sizden iman edenlerin ve kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yükseltir.” (Mücadele sûresi, 58/11).</p></blockquote>
</div>
<p style="font-weight: 400;">Bu ayet, ilmin insanın manevi değerini artıran bir unsur olduğunu göstermektedir. İlim sayesinde insan hem Rabbini tanıma hem de yaratılışın hikmetini kavrama imkânı elde eder. İnsan, sahip olduğu bilgi sayesinde kâinata daha derin bir bakışla bakabilir ve varlıkların ardındaki ilahi düzeni fark edebilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Başka bir ayette de bilgi sahibi olmanın insanın manevi derecesini yükselten bir özellik olduğu belirtilmektedir: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” buyurularak ilim ehlinin farklı bir konumda olduğu ifade edilmiştir (Zümer sûresi, 39/9).</p>
<p style="font-weight: 400;">Peygamber Efendimiz de ilim öğrenmenin önemine işaret ederek şöyle buyurmuştur:</p>
<p style="font-weight: 400;">
<div class="penci-pullqoute align-none">
<blockquote><p>“Âlimler peygamberlerin varisleridir.” (Tirmizî, İlim, 19). </p></blockquote>
</div>
<p style="font-weight: 400;">Bu hadis, ilim ehlinin üstlendiği görevin büyüklüğünü ortaya koymaktadır. Peygamberler insanlara hakikati öğretmiş ve onları doğru yola davet etmişlerdir. Âlimler de bu görevi ilimleriyle devam ettiren kimselerdir. Bu hadise göre ilimle iştigal eden kimseler, kâinatı doğru okuyarak, insan-kâinat ve Allah münasebetini doğru kurup içinde yaşadığı dönemin şartlarına göre yapılması gerekenleri yapmalıdır. İlim insanları üzerlerine düşen vazifeyi yerine getirirken, toplum da yıllarca verilen emeklerle yetişen ilim ehline gereken desteği verirse o toplumun düşünce dünyası zenginleşir ve manevi yapısı güçlenir. Kur’ân-ı Kerîm’de ilmin toplumsal boyutuna dikkat çeken ayetlerden biri Tevbe Suresi’nin 122. ayetidir. Bu ayette şöyle buyurulmaktadır:</p>
<p style="font-weight: 400;">
<div class="penci-pullqoute align-none">
<blockquote><p>“Müminlerin hepsinin toptan sefere çıkmaları uygun değildir. Öyleyse her topluluktan büyük kısmı savaşa çıkarken, bir kısmı da din hususunda sağlam bilgi sahibi olmak, dinî hükümleri öğrenmek için çalışmalı ve savaşa çıkanlar geri döndüklerinde kötülüklerden sakınmaları ümidiyle, onları uyarmalıdır.”</p></blockquote>
</div>
<p style="font-weight: 400;">Yüce Allah bu âyet-i kerimede ilk olarak, وَمَا كَانَ الْمُؤْمِنُونَ لِيَنْفِرُوا كَآفَّةً  diyerek mü’minlerin hepsinin aynı anda sefere çıkmalarının, cepheye koşmalarının ve savaşa iştirak etmelerinin doğru olmadığını beyan buyurmuştur. Daha sonra, فَلَوْلَا نَفَرَ مِنْ كُلِّ فِرْقَةٍ مِنْهُمْ طَٓائِفَةٌ لِيَتَفَقَّهُوا فِي الدِّينِ ifadeleriyle onlardan bir grubun dinin ruhuna nüfuz etmek için arkada kalması gerektiğini ifade buyurmuş ve وَلِيُنْذِرُوا قَوْمَهُمْ إِذَا رَجَعُوا إِلَيْهِمْ لَعَلَّهُمْ يَحْذَرُونَ  kavl-i kerimiyle de bu ilim sahiplerinin değişik cephelerden dönen vatandaşlarını eğri yolun encamından sakındırmaları, din adına onları beslemeleri ve bilmeleri gerekli olan ilimleri onlara talim etmeleri gerektiğini beyan etmiştir. Çünkü harıl harıl bir cepheden diğerine koşan ve düşmanla yaka paça olan mücahitler bu konudaki ihtiyaçlarını tam karşılayamamış, çok önemli bir vazife yaparken ilim adına eksik kalmış, dinlerini gerektiği ölçüde öğrenememiş olabilirler. Böyle bir kıvam ve ufuk yakalanamadığı takdirde, farklı cephelerden gelen taarruzlara karşı başarılı olmak da mümkün değildir. Büyük müfessirlerden Kurtubî de bu ayetin, toplumun dini meselelerde rehberlik yapabilecek alimlere ihtiyaç duyduğunu gösterdiğini ifade eder (Kurtubî, <em>el-Câmiʿ li-Ahkâmi’l-Kur’ân</em>, Tevbe 122).</p>
<p style="font-weight: 400;">Ayrıca bu âyet-i kerime, ilim ve araştırma aşkının önemini vurgulamaktadır. Bir mü’min, gerek dinî ilimleri gerekse diğer sosyal ve pozitif bilimleri elde etme istikametinde ciddî bir gayret sarf etmeli ve bu konuda hayatının sonuna kadar hep talebe kalmalıdır. Çünkü talebe, bir şeyin peşinde olan ve onu talep eden kişi demektir. İnsan, ister şer’î ilimleri talep etsin isterse pozitif bilimleri, eğer o, araştırmalardan süzülüp gelen usareleri Allah’ı bilme ve aynı zamanda sağlam bir muvazene temin etme adına değerlendiriyorsa, talebe muamelesi görecektir. Peki, ne olur talebe muamelesi görünce? Allah Resûlü’nün beyanları içinde Allah (celle celâluhû), ilim talebiyle yola çıkan kimseye Cennet’e giden yolu kolaylaştırır. (Müslim, Zikir, 38)</p>
<p style="font-weight: 400;">İlim talep etmek bu kadar önemli ve âlimin topluma sağlayacağı faydalar bu kadar büyük olunca, toplum da ilim talebelerine sahip çıkma ve bakma adına elinden geleni yapmakla mükelleftir. Zira kendisini ilme adayan bir insanın başka bir işle meşgul olması çok zordur. Binaenaleyh fukahadan bazıları, atlastan elbiseler giyse ve kapısının eşiği altından olsa bile yine de talebe-i ulûma zekât ve sadaka düşeceğini ifade etmiştir. Çünkü bir milletin hayatı, böyle bir ilim tahsiline bağlıdır. Bu yapılmadığı takdirde millet de çöker ve dağılır. Nitekim bu konudaki duraklamayla birlikte beşinci asırda çatlamalar olmuş; on üç ve on dördüncü asırlardaki gerilemeyle birlikte ise tam bir kırılma ve çözülme kendini göstermiştir. O günden bugüne bir daha da belimizi doğrultamadık.</p>
<p style="font-weight: 400;">Sonuç olarak, ilmin değer gördüğü ve alimlerin desteklendiği toplumlar güçlü bir geleceğe sahip olur. İlmin ihmal edildiği, menkıbelerin Kuran ve Sünnet’in önüne geçtiği toplumlar ise zamanla kıblelerini şaşırma tehlikesiyle karşı karşıya kalırlar. Bu nedenle Müslüman toplumların ilme yatırım yapması ve ilim yolunda çalışan insanları desteklemesi büyük bir sorumluluktur. İslam hukukunda bu durum genellikle <strong>farz-ı kifaye</strong> olarak değerlendirilmiştir. Yani toplumun bir kısmı bu görevi yerine getirdiğinde diğerleri sorumluluktan kurtulur. Ancak bu görev ihmal edilirse bütün toplum bundan sorumlu hale gelir.</p>
<p><a href="https://inkisafplatformu.com/bir-toplumsal-sorumluluk-olarak-ilim/">Bir Toplumsal Sorumluluk Olarak İlim</a> yazısı ilk önce <a href="https://inkisafplatformu.com">İnkişaf D&uuml;ş&uuml;nce Platformu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://inkisafplatformu.com/bir-toplumsal-sorumluluk-olarak-ilim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1759</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gurbette Ölüm</title>
		<link>https://inkisafplatformu.com/gurbette-olum/</link>
					<comments>https://inkisafplatformu.com/gurbette-olum/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ali Keser]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Oct 2025 13:50:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Güncel Konular]]></category>
		<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Keser]]></category>
		<category><![CDATA[Gurbet]]></category>
		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://inkisafplatformu.com/?p=1733</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her insan, dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın, Allah tarafından kendisine takdir edilen hayat süresi sona erdiğinde ölümü tadacaktır. Kur’an-ı Kerim bu hakikati açık bir şekilde hatırlatır: “Her nefis ölümü tadacaktır&#8230;” (Âl-i&#8230;</p>
<p><a href="https://inkisafplatformu.com/gurbette-olum/">Gurbette Ölüm</a> yazısı ilk önce <a href="https://inkisafplatformu.com">İnkişaf D&uuml;ş&uuml;nce Platformu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>Her insan, dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın, Allah tarafından kendisine takdir edilen hayat süresi sona erdiğinde ölümü tadacaktır. Kur’an-ı Kerim bu hakikati açık bir şekilde hatırlatır:</p>
<blockquote>
<p style="text-align: center;">“<i>Her nefis ölümü tadacaktır</i>&#8230;” (Âl-i İmrân, 3/185).</p>
</blockquote>
<p>Hiç kimse bu gerçekten kaçamaz; zengin de olsa fakir de yakında da olsa uzakta da genç de olsa yaşlı da. Bu durum bir başka ayette de şöyle ifade edilmiştir:</p>
<blockquote>
<p style="text-align: center;">“<i>Nerede olursanız olun, sağlam kaleler içinde bulunsanız bile, ölüm size yetişecektir</i>.” (Nisâ, 4:78).</p>
</blockquote>
<p>Ölüm gerçeğiyle yüzleşmek, insana en zor gelen durumlardan biridir. Özellikle gurbette yaşayan bireyler için bu süreç, daha ağır bir duygusal yük oluşturur. Uzun zamandır görüşülmeyen aile bireylerinden birinin &#8211;<i>anne, baba, kardeş ya da yakın bir akrabanın</i>&#8211; vefat haberini almak, kişinin yalnızlık hissini derinleştirir. Yakınlarının yanında olamamak, zor zamanlarında onlara destek verememek veya cenaze merasimlerine katılamamak, yas sürecini daha da zorlaştıran etkenlerdir.</p>
<p>Peygamber Efendimiz (s.a.v.) müminlere ölümü sıkça hatırlamalarını tavsiye etmiştir:</p>
<blockquote>
<p style="text-align: center;">“<i>Lezzetleri yok eden ölümü çokça hatırlayınız</i>.” (Tirmizî, Sıfatü’l-Kıyâme, 26).</p>
</blockquote>
<p>Bu tavsiye, hayatı karartmak amacıyla değil; dünyanın geçici, ahiretin ise ebedî olduğunu hatırlatmak içindir. Ölüm gerçeğini zihinde canlı tutmak, bireyin karşılaştığı kayıplar karşısında metanetli olmasına katkı sağlar.</p>
<p>Ölüm, mutlak bir kayıp değildir. O bir “<i>mekân değişikliğidir</i>.” Ruh, bu dar dünya odasından çıkarak ebediyetin geniş ufuklarına yönelir. Dolayısıyla ölüm, bir son değil, ilahî bir planın parçası ve yeni bir başlangıçtır. Nitekim pek çok büyük zat yakınlarının haberlerini aldıklarında derin bir hüzün yaşamış ve ertesi gün gözyaşları içinde gıyabî cenaze namazı kıldıklarına şahit olmuşuzdur.</p>
<p>Müminin ölüm karşısındaki tavrında <i>sabır, teslimiyet ve iman</i> esas unsurlardır. Hayatta kalanlar için ölüm, sabırla sınanma vesilesidir. Enes b. Mâlik (r.a.)’ın rivayet ettiği bir hadis-i şerifte bu husus şöyle ifade edilmiştir:</p>
<blockquote>
<p style="text-align: center;">“<i>Gerçek sabır, musibetin ilk şokunu yediğin anda gösterdiğin sabırdır</i>.”<br />
(Buhârî, Cenâiz 32, 43; Ahkâm 11; Müslim, Cenâiz 14–15).</p>
</blockquote>
<p>Dolayısıyla mümin, kayıp karşısında metanetli olmalı ve teslimiyetini korumalıdır.</p>
<p>Birbirinden uzakta yaşayanlar, özellikle farklı ülkelerde yaşayanların, aile bireylerine destek olma biçimleri ise hem maddî hem manevî yönler taşır. Fizikî olarak yanlarında olunamasa da yakınlarla düzenli iletişim kurmak, taziyede bulunmak ve sabır dilemek önemli bir manevî destektir. Bunun yanı sıra cenaze ve taziye süreçlerine maddî katkı sunmak, dayanışmanın bir göstergesidir.</p>
<p>Ayrıca vefat eden kişi adına <i>sadaka-i cariye</i> başlatmak, öğrencilere destek olmak, yetimleri doyurmak, su kuyusu açmak veya ihtiyaç sahiplerine yardımda bulunmak hem İslâmî hem insani açıdan anlamlı bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir. Bu tür uygulamalar, hem ölen kişinin ruhuna bağışlanacak sevap açısından hem de toplumsal dayanışma açısından önemlidir.</p>
<p>Sonuç olarak, ölüm gerçeği bireysel olduğu kadar toplumsal bir olgudur. Özellikle gurbette yaşanan kayıplar, dini inanç, sabır ve dayanışma kavramlarının önemini daha görünür kılar. İslâm’ın ölüm anlayışı, kaybı mutlak bir son olarak değil, ebedî bir âleme geçiş olarak görür. Bu bakış açısı, gurbetteki Müslümanlar için hem teselli hem de sabır kaynağıdır.</p>
<p>“Ey Rabbimiz! Dünden bugüne hizmet-i imaniye ve Kur’aniye’ye omuz vermiş, Nâm-ı Celîl-i Muhammedî’yi bayraklaştırma uğruna dünyanın dört bir yanına dağılmış, hizmet ederken vefat etmiş tüm kardeşlerimizin mekânlarını cennet eyle. Onlara rahmetinle muamelede bulun, Ya Rab.”</p>
</div>
<p><a href="https://inkisafplatformu.com/gurbette-olum/">Gurbette Ölüm</a> yazısı ilk önce <a href="https://inkisafplatformu.com">İnkişaf D&uuml;ş&uuml;nce Platformu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://inkisafplatformu.com/gurbette-olum/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1733</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
