<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Eşya Üzerinde Sahiplik Düşüncesi arşivleri - İnkişaf D&uuml;ş&uuml;nce Platformu</title>
	<atom:link href="https://inkisafplatformu.com/tag/esya-uzerinde-sahiplik-dusuncesi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://inkisafplatformu.com/tag/esya-uzerinde-sahiplik-dusuncesi/</link>
	<description>İnkişaf D&#252;ş&#252;nce Platformu</description>
	<lastBuildDate>Sat, 16 May 2026 10:51:25 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://inkisafplatformu.com/wp-content/uploads/2025/06/cropped-d2-150x150.png</url>
	<title>Eşya Üzerinde Sahiplik Düşüncesi arşivleri - İnkişaf D&uuml;ş&uuml;nce Platformu</title>
	<link>https://inkisafplatformu.com/tag/esya-uzerinde-sahiplik-dusuncesi/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">245782574</site>	<item>
		<title>Malikiyet Tevehhümü ya da Eşya Üzerinde Sahiplik Düşüncesi</title>
		<link>https://inkisafplatformu.com/malikiyet-tevehhumu-ya-da-esya-uzerinde-sahiplik-dusuncesi/</link>
					<comments>https://inkisafplatformu.com/malikiyet-tevehhumu-ya-da-esya-uzerinde-sahiplik-dusuncesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Demir]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 16 May 2026 10:51:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ahmet Demir]]></category>
		<category><![CDATA[Kelam]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Eşya Üzerinde Sahiplik Düşüncesi]]></category>
		<category><![CDATA[Malikiyet Tevehhümü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://inkisafplatformu.com/?p=1765</guid>

					<description><![CDATA[<p>Malikiyet tevehhümü insanın başta kendi hayatı olmak üzere eşya üzerinde Yaratıcısından bağımsız ya da gafil olarak mutlak bir sahiplik düşüncesinde olması demektir. Bunun mukabiline konulması gereken şey ise memlûkiyet bilinci,&#8230;</p>
<p><a href="https://inkisafplatformu.com/malikiyet-tevehhumu-ya-da-esya-uzerinde-sahiplik-dusuncesi/">Malikiyet Tevehhümü ya da Eşya Üzerinde Sahiplik Düşüncesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://inkisafplatformu.com">İnkişaf D&uuml;ş&uuml;nce Platformu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Malikiyet tevehhümü insanın başta kendi hayatı olmak üzere eşya üzerinde Yaratıcısından bağımsız ya da gafil olarak mutlak bir sahiplik düşüncesinde olması demektir. Bunun mukabiline konulması gereken şey ise memlûkiyet bilinci, yani kendi hayatıyla birlikte eşyanın tümünün Yaratıcıya ait olduğu şuurunda olmaktır. Kur&#8217;an-ı Kerim bu hususu birçok ayette vurgular. Mülk sahibinin Allah olduğunu, gökte ve yerde olan her şeyin O&#8217;na ait olduğunu, bizi de yaptıklarımızı da Allah&#8217;ın yarattığını söyleyerek, bize birer <em>emanet</em> olarak verdiği şeyler hususunda mutlak sahiplik düşüncesine girmeksizin memlûkiyet şuurunda olmamızı ön plana çıkarır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Modern dönem, insanın yaşam ve dünya ile bağını eskisine oranla çok daha güçlü kıldı. Ahireti unutturacak ölçüde <em>dünyeviliği</em> belirgin bir şekilde takviye etti. Hem yaşayış hem düşünce bakımından dünyeviliğin artması, hassasiyetlerin aşınmasına neden oldu. Önem sırasında başta olması gereken şeyler, sonda olması gereken şeylerle yer değiştirdi. Müslümanca yaşayış ve tavır, yerini bencil ve münferit bir hayata ve yaşama sımsıkı sarılmaya bıraktı. Bunların neticesinde de insandaki malikiyet tevehhümü çok daha kuvvet kesbetmiş oldu.</p>
<p style="font-weight: 400;">Aslında insanda malikiyet düşüncesinin kavileşmesi insanın zararına oldu. Başka hiçbir dönemde olmadığı kadar yaşadığımız modern çağda insan bunalımların ve altından kalkamadığı sorunların pençesine düştü. Aczinin, fakrının ve hiçliğinin şuurunda olmaksızın kendinde bir sahiplik ve güç vehmeden insan, Yaratıcısına dayanmaksızın ya da Yaratıcısıyla münasebetini artırmaksızın hadiselere ve problemlere kendi imkanıyla karşı koymaya çalıştı. Çoğu zaman da bunu başaramadı. Başaramayınca da sorunların cenderesinden bir türlü kurtulamadı. Sorunun nerede olduğunu teşhis edememesi ve bu yönde bir çaba göstermemesi sebebiyle de bu vaziyeti onu Yaratıcısından daha da uzaklaştırmış oldu.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bediüzzaman&#8217;ın ifadesiyle hadsiz bir acz ve nihayetsiz bir fakr ile yoğrulmuş ve kulluk için bu imtihan meydanına gönderilmiş olan insan; ebede giden yolda yığınla musibet ve belalara giriftar olmaya namzettir. Bu musibet ve belalar ise insanı Yaratıcısından uzaklaştırmak ve isyana sevk etmek yerine, aksine O&#8217;nun dergahına yönlendiren birer rahmet ve şefkat kamçısıdırlar. İnsan bunu anladığı ve kabullendiği ölçüde hadiselerin üstesinden gelebilir. Bediüzzaman&#8217;ın ifadesiyle insan bunlara menfi ibadet nazarıyla bakmalıdır. Namaz, oruç, hac vs. gibi malum ibadetlerin yanında Üstat; musibetler, hastalıklar vs. gibi şeylere <em>menfi ibadet</em> adını verir. Bu tür ibadetler sabır ve şükürle karşılandıkları takdirde normal bir zamanda elde edilemeyecek manevi mevkileri çok kısa bir süre içerisinde insana kazandırabilirler.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bediüzzaman insandaki malikiyet mefhumuna, onun Yaratıcıyı ve sıfatlarını tanımaya bir araç olması açısından bakar. İnsanın bilgiye sahip olması Yaratıcının bilen olduğu; görme duyusuna sahip olması Yaratıcının gören olduğu; işitme duyusuna sahip olması Yaratıcının işiten olduğu ve konuşma niteliğine sahip olması da Yaratıcının konuşan olduğu yönünde bir araçtır. Zira Bediüzzaman&#8217;ın deyimiyle kendinde bu nitelikler olmayan bir Yaratıcı, onları yarattığı varlıklara veremez. Şu hâlde <strong><em>insandaki malikiyet, insanın eşya üzerinde mutlak bir sahiplik düşüncesinde olması için değil, Yaratıcıyı tanıma yolunda bir ölçü birimi olsun diye</em></strong> insana verilmiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bediüzzaman 2. Lem&#8217;a&#8217;da insanın başına gelen musibetlerden şikâyet etme hakkının olmadığını söylerken meseleye Allah&#8217;ın insana giydirdiği varlık elbisesi üzerindeki tasarrufu açısından yaklaşır. Şöyle ki, giydiğimiz varlık elbisesi bize ait değildir, onu bize Allah giydirmiştir. Bize ait olmadığına ve onu bize Allah giydirdiğine göre onda dilediği gibi de tasarruf eder. Allah bu varlık elbisesi üzerinde muhtelif isimlerinin tecellisi vasıtasıyla tasarrufta bulunur. Rezzâk ismi tecelli etmek için öncesinde açlığı iktiza ettiği gibi Şâfî ismi de tecelli etmek için öncesinde hastalığı iktiza eder. Sair bütün ilahi isimler hem dar anlamıyla bu varlık elbisesi üzerinde hem de tüm kâinatta daimî bir tecelli halindedirler. Kâinat bir tecelli-i esma meşheridir adeta. Sistematik bir şekilde İbn Arabî fikriyatının İslam düşünce dünyasına bir armağanı olan &#8220;<em>kainattaki tüm tasarruflara, tebeddüllere, tagayyürlere, hadiselere tecelli-i esma açısından bakma</em>&#8221; hususu Bediüzzaman&#8217;ın da bütün bir varlığa dair Risalelerdeki temel bakış açılarından olmuştur. Binaenaleyh insan hiçbir şeye malik değildir. İnsan sadece ilahi isimlerin kendisinde tecelli ettiği ve zahir olduğu bir <em>mazhar</em>dır, yani zuhur mahallidir. Malik olan ise Allah&#8217;tır ve Allah mülkü üzerinde dilediği gibi tasarruf eder.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bediüzzaman İhtiyarlar Risalesinin 13. Ricasında, Rus esaretinden kurtulduktan sonra iki-üç sene İstanbul&#8217;da kalmasının akabinde memleket özleminin ağır basması nedeniyle Van&#8217;a gidişinden ve eskiden talebeleriyle dersler yaptıkları Horhor medresesini ziyaretinden bahseder. Çok hazin bir tablo çizer Bediüzzaman burada. Ermeniler Rus istilasında sair Van haneleriyle beraber Horhor medresesini de yakmışlardır. Bunun üzerine ağlamaktan kendisini alamaz Üstat. Hayalen yedi-sekiz yıl öncesine gider. O hanelerde oturanların çoğuyla dost ve ahbaptır. Şimdi ise çoğu göç esnasında vefat etmiş, kalanlar da gurbette perişan olmuştur. Van’daki bütün Müslüman haneler tahrip edilmiştir. (Bu anlatılanlar bugün, malına mülküne ve müesseselerine el konulan pek çok insan ve hareket için de geçerlidir.) Kalbi en derin yerinden sızlar Üstadın. Gurbetten vatanına geldiğinde gurbetten kurtulduğunu zanneder ama gurbetin en dehşetlisini kendi öz vatanında yaşar. Vatanındaki gurbete dayanamaz.</p>
<p style="font-weight: 400;">
<div class="penci-pullqoute align-none">
<blockquote><p>Bunun üzerine dayanacak ve medet umacak bir nokta arar Üstat. Etrafına bakar, bir teselli göremez. Ama ruhu bu kadar tahribata, firaklara ve kederlere karşı bir teselliye muhtaçtır. Derken &#8220;<em>Göklerde ve yerde olan şeyler Allah&#8217;ı tesbih eder. O aziz ve hakimdir. Göklerin ve yerin mülkü O&#8217;na aittir. O hayat verir ve öldürür. O her şeye kadirdir</em>.&#8221; (Hadîd: 57/1-2) ayetleri kendisine tecelli eder. Bir anda ıssız ve harap olduğunu düşündüğü bütün o yerler Allah&#8217;ı tesbih eden varlıklarla dolu olarak görünür. Ahbabının gittiği alemin karanlıklı olmadığını, yalnız yerlerini değiştirdiklerini, tekrar görüşeceklerini ifade eder. Ağlaması tamamen kesilir. O yerlerin boş ve harap kalmalarından dolayı önceki ağlamasının da <em>Mâlik-i Hakiki&#8217;sinden gaflet ve insanları misafir tasavvur etmemekten ve malik tevehhüm etmek yanlışından ileri geldiğini</em> söyler.</p></blockquote>
</div>
<p style="font-weight: 400;">Görüldüğü gibi Bediüzzaman burada da insanın hadiseler karşısında dayanılmaz bir hüzne bürünmesinin sebebi olarak Malik-i Hakiki&#8217;den gafleti ve malikiyet tevehhümünde olmayı zikreder. Bediüzzaman&#8217;da da görüldüğü üzere hüzün ve teessür insan olmanın gereğidir. İnsan hadiseler karşısında müteessir ve mahzun olabilir ve bu normaldir. İnsan kendi elemiyle müteellim olduğu gibi, şayet vicdan taşıyorsa ve vicdanı tefessüh etmemişse, gayrın elemiyle de müteellim olur. Zaten insan olmanın gereğidir bu. Lakin bu hüzün ve teessür insanı tamamen etkisi altına alıp onu Allah&#8217;a karşı şikâyet ve isyana sürüklememelidir. Hakiki Malik&#8217;ten gaflete sebebiyet vermemelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hasılı insanın <strong><em>musibetler karşısında isyana düşmesinin arka planında yatan nedenler arasında, daha başka birçok nedenle beraber malikiyet iddiası ya da tevehhümü</em></strong> de gelmektedir. Başta hayatı ve bedeni olmak üzere kendisine birer emanet olarak verilen şeyler üzerinde kendinde bir hak ve sahiplik gören insan, Allah&#8217;ın onlar üzerindeki tasarrufunu kabullenmekte zorlanmakta ve bu da onu isyana sürüklemektedir. Halbuki mülkün esas sahibi Allah&#8217;tır ve O, mülkünde istediği gibi tasarruf etme hakkına sahiptir. İnsan başta Allah&#8217;a karşı saygının gereği olmak üzere musibetler karşısında sabır ve şükürden ayrılmamak için mülkün esas sahibi olmadığı ve kendinde bulunan her şeyin onda birer emanet olduğu şuurunu güçlendirmelidir. Yapılması gereken şey malikiyet tevehhümünü izale edip memlûkiyet bilincini her daim kendinde canlı tutmaktır. Bu bilinci güçlendirmenin yolu da ibadette sebattan, duada süreklilikten, Kur&#8217;an okumada devamlılıktan ve tefekkürde istimrardan geçmektedir.</p>
<p><a href="https://inkisafplatformu.com/malikiyet-tevehhumu-ya-da-esya-uzerinde-sahiplik-dusuncesi/">Malikiyet Tevehhümü ya da Eşya Üzerinde Sahiplik Düşüncesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://inkisafplatformu.com">İnkişaf D&uuml;ş&uuml;nce Platformu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://inkisafplatformu.com/malikiyet-tevehhumu-ya-da-esya-uzerinde-sahiplik-dusuncesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1765</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
