<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İnkişaf Düşünce Platformu arşivleri - İnkişaf D&uuml;ş&uuml;nce Platformu</title>
	<atom:link href="https://inkisafplatformu.com/tag/inkisaf-dusunce-platformu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://inkisafplatformu.com/tag/inkisaf-dusunce-platformu/</link>
	<description>İnkişaf D&#252;ş&#252;nce Platformu</description>
	<lastBuildDate>Sun, 20 Jul 2025 20:06:06 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.2</generator>

<image>
	<url>https://inkisafplatformu.com/wp-content/uploads/2025/06/cropped-d2-150x150.png</url>
	<title>İnkişaf Düşünce Platformu arşivleri - İnkişaf D&uuml;ş&uuml;nce Platformu</title>
	<link>https://inkisafplatformu.com/tag/inkisaf-dusunce-platformu/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">245782574</site>	<item>
		<title>Dua Kaderi Değiştirir mi?</title>
		<link>https://inkisafplatformu.com/dua-kaderi-degistirir-mi/</link>
					<comments>https://inkisafplatformu.com/dua-kaderi-degistirir-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. İrfan Bilen]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Jun 2025 22:25:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Güncel Konular]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Dua]]></category>
		<category><![CDATA[Dua kaderi değiştirir mi?]]></category>
		<category><![CDATA[İnkişaf Düşünce Platformu]]></category>
		<category><![CDATA[İrfan Bilen]]></category>
		<category><![CDATA[Kader]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://inkisafplatformu.com/?p=1216</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çağırmak, nida etmek, yardım istemek anlamlarına gelen dua kelimesi ıstılâhî anlamda “Kulun kendi küçüklük ve acizliğini, Cenâb-ı Hakk’ın da büyüklüğünü ve her şeye güç yetirdiğini bilerek O’na tâzim ve sena&#8230;</p>
<p><a href="https://inkisafplatformu.com/dua-kaderi-degistirir-mi/">Dua Kaderi Değiştirir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://inkisafplatformu.com">İnkişaf D&uuml;ş&uuml;nce Platformu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p style="font-weight: 400;">Çağırmak, nida etmek, yardım istemek anlamlarına gelen dua kelimesi ıstılâhî anlamda “Kulun kendi küçüklük ve acizliğini, Cenâb-ı Hakk’ın da büyüklüğünü ve her şeye güç yetirdiğini bilerek O’na tâzim ve sena da bulunması, O’ndan ihtiyaçlarının giderilmesini istemesi” olarak ifade edilebilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bütün dinlerde dua, inancın omurgasını teşkil ettiği gibi ibadetlerin de etrafında şekillendiği bir öz konumundadır. Nitekim namaz anlamındaki salât kelimesi esas olarak dua anlamına gelir. Yine hadislerde dua ibadetin ta kendisi ve özü olarak ifade edilmiştir. (Bkz. Tirmizî, Daavât 1; Ebû Dâvûd, Vitir 23). Bu nedenledir ki ayette “<em>Duanız olmasa Rabbim size ne diye ehemmiyet versin ki</em>?” (Furkân: 77) buyurulmuş, insanın değeri duasında kılınmıştır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Dualar tanımda da ifade edildiği üzere Allah’ı tâzim ve sena da bulunma gibi zikir şeklinde olabildiği gibi ondan yardım isteme, ihtiyaçlarının giderilmesini talep etme tarzında istekte bulunma biçiminde de olabilir. Şu halde duayı sadece istek duaları olarak görmek doğru değildir. Nitekim Peygamber (s.a.v) Hakk’ı tâzim ve sena içeren ifadeleri de dua olarak adlandırmıştır. Yine geçmişten bugüne başta peygamberlerin dualarında olmak üzere büyüklerin hemen hepsinin dualarında Allah’ı tazim ve O’na en güzel şekilde övgülerde bulunma önemli bir yer teşkil eder. Bu açıdan duaları tazim ve sena duaları ile istek ve talep duaları şeklinde iki kısma ayırabiliriz. Talep içeren dualar tevbe, istiğfar, ahiret saadeti gibi uhrevî bir talebi içerdiği gibi bir ihtiyacın giderilmesi, bir sıkıntının def edilmesi şeklinde dünyevî bir talebi de ihtiva edebilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">İşte tam olarak burada şöyle bir soru akla gelmektedir: Madem Allah bizim her şeyimizi biliyor, bütün ihtiyaçlarımızı görüyor. O halde Allah’a dua etmenin, O’ndan yardım istemenin ne anlamı vardır?</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu noktada farklı tavırlar ortaya çıkmıştır. Şöyle ki, bazılarına göre Hakk’ın takdirine rıza gösterip Allah’tan bir şey istenilmemelidir. Fakat bu görüş, sübjektif bir duyuş olarak bir mana ifade etse de genel olarak doğru bulunmamıştır. Aksi halde naslardaki duaları ve Şâri’in bizden dua etmemizi istemesini anlamlandıramayız. Bu nedenle ihtiyaçlarımız için de Allah’tan talep de bulunmalıyız. Hatta bu en rafine ibadet için Bediüzzaman’ın ifadesiyle ihtiyaçlarımızı dua vakti olarak değerlendirmeliyiz.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ancak bu noktada karşımıza başka bir soru daha çıkmaktadır: Ezelî bir yazgı olan kader, bizim isteyeceğimiz şeylerdeki takdirleri de barındırıyorsa duamız neyi değiştirecektir?</p>
<p style="font-weight: 400;">Kimilerine göre dua ile takdir değişmez. Biz sadece Allah emrettiği ve dua bir ibadet olduğu için O’na dua ederiz. Bazıları ise bunun tam tersi bir görüşü benimsemiş, hiçbir şeyde kesin hükmün ve yazgının bulunmadığını, dolayısıyla duanın gelecekteki durumu değiştirebildiğini söylemişlerdir. Bazıları da duanın ancak kaderle uyumlu olması durumunda kabul edildiğini, diğer türlü kabul edilmediğini ileri sürmüşlerdir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Esasında ezeli yazgıyı kabul etmeyen görüşü dışta bırakmamız icap eder. Çünkü böyle bir kabul, temel naslarla çatıştığı gibi naslarda anlatılan Allah tasavvuruna da aykırıdır. Bazılarının yaptığı gibi duayı kaderin dışında görmek de doğru değildir. Çünkü ezeli yazgı içerisinde duamızda vardır ve Allah Teâlâ yazgının mahkûmu değildir. Nitekim ezeli takdirin bulunduğunu, artık yapacak bir şeyin olmadığını ifade eden hadisler olduğu gibi duanın kaderi/yazgıyı değiştireceğini ifade eden hadisler de vardır. (Bkz. Ebû Süleymân el-Hattâbî, <em>Şe’nüd-duâ</em>, 6-7.). Bu açıdan yazgının sahibi duamızı da bilendir. Duamız, o yazgının bir parçası olduğu gibi Hakk’ın duamıza icabet etmesi de yazgının bir diğer parçasıdır. Başka bir ifadeyle yazgının içerisinde duamız da hesaba katılmıştır. Ayrıca Allah Teâlâ “<em>Bana dua edin size icabet edeyim.</em>” (el-Mü’min: 60) buyurmuştur. Bir diğer ayette “<em>Dua edenin duasını kabul ederim</em>” (el-Bakara: 186) demiştir. Yine O’nun isimlerinden biri de duaları kabul eden anlamında el-Mucîb’tir. Bu bakımdan duamızın değiştirme gücü vardır ve öyle olduğunu düşünerek dua etmemiz icap eder.</p>
<p style="font-weight: 400;">Şu da var ki tecrübelerimizle bazı duaların kabul edilmediğini görmekteyiz. Yine bizim duamızın tam tersi istikamette, onunla çatışan başka duaların olması da imkân dahilindedir. Ayrıca istediğimiz şeyin kabul edilmeyeceği ve Hakk’ın takdirinin bizim istediğimizden başka türlü olduğu şeyler de vardır. Şu halde dualarımız kabul edilmemiş midir? Ya da vaat edilen dualara icabet nasıl olacaktır?</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu noktada Ebû Süleymân el-Hattâbî’nin dikkat çektiği fakat pek fark edilmemiş çok önemli bir husus vardır. Ona göre duaların kabul edilmesi, eğer takdir bu yönde ise istediğimiz şeyin verilmesi şeklinde olur. Allah’ın hakkımızdaki takdirinin istediğimizden farklı şekilde olması durumunda ise Allah dua edenin duasını olduğu gibi gerçekleştirmez. Fakat o kişinin gönlüne sekine indirip, ona inşirâh ve ferahlık verir. Sıkıntılı bir durumda ise o duruma tahammül edip katlanma sabrı ihsan eder. Dolayısıyla istediğimiz şekilde gerçekleşmeyen dualarda da bu şekilde bir tür icabet söz konusu olur. (Bkz. Hattâbî, <em>Şe’nü’d-Dua</em>, 12-13)</p>
<p style="font-weight: 400;">Şu halde yalvarıp yakararak Allah’tan istediğimiz bazı şeylerin istediğimiz şekilde gerçekleşmemesi duamıza icabet edilmediğini göstermez. Zira Allah Teâlâ dualara icabet edeceğini söylemiştir. Ancak icabet her talebin aynıyla beklendiği esnada gerçekleşeceği olarak değerlendirilmemelidir. Evet, bazen tam olarak bu şekilde de gerçekleşebilir. Nitekim daha eller duadan indirilmeden aynıyla icabetin gerçekleştiği pek çok tecrübede söz konusudur.  Ama her zaman böyle olmamaktadır. Zira bazen Hakk’ın takdiri istediğimiz şeyin daha ileriki bir tarihte olması şeklinde olabilir. Bazen de istediğimizden bambaşka şekilde hakkımızda bir takdir söz konusu olur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Gerçekleşme zamanı gelmemiş bir duada şu anda da bir icabet söz konusudur. Hattâbî’nin ifade ettiği gibi Allah’ın dua neticesinde içimize inşirah vermesi, iç huzuru lütfetmesi çok önemlidir. Ne yaşıyor olursak olalım, bizi yıpratan yaşadıklarımızdan ziyade bizim onlara yüklediğimiz anlamlardır. İçinde bulunduğumuz kalbi yoran, yüreğe oturan ağır durumun hiçbir şeyle değişmeyeceğini düşünmek insanı bunalıma sürükleyebilir. Bunalım ise inancını yitirme, bedenin bunu kaldıramayıp hasta olması ya da intiharlar şeklinde açı sonuçlar doğurur. Bu açıdan ettiğimiz her samimi duada peşin bir icabet olarak bir iç ferahlığını ve tahammül direncini bulabiliriz. Bu da bizi bu zor şartlarda ayakta tuttuğu gibi bize geleceğe yönelik imkanları fark edip onları icra etme gücü de verir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Öte yandan Hakk’ın muradı bizim beklentimizden başka şekilde gerçekleşecek olması durumunda ise yine dua icabetsiz kalmaz. Bahsi geçen inşirah ve sekînenin peşin olarak verilmesinin yanı sıra bir zaman sonra geriye döndüğümüzde Allah’ın bize beklentimizden farklı fakat onu aşan, ona ihtiyaç bırakmayan çok şeyler vermiş olduğunu görebiliriz. Bu açıdan her halükârda duaya ısrarla devam etmek gerekir. Çünkü Hak kerimdir. Kerîm ise sofrasını oturup in’âm bekleyeni nimetsiz, ikramsız bırakmaz. Her halükârda istikbalin hem dünya hem de ahiret bakımından hakkımızda hayırlı olmasında duamızın ana bir dinamik olduğunu unutmamak icap eder. Bu nedenledir ki duada ısrar etmek dinen emredilmiştir. Bu ısrar, istediğimizi Allah’ın lütfetmesini netice verecek olabildiği gibi yeni ve beklediğimizin çok ötesinde ummadığımız güzelliklere de dönüşebilir. Tüm bunların yanında onunla dertleşmenin verdiği ibadet neşvesinin kulluğun özü olduğunu, kalıcı salih amellerden bulunduğunu da unutmamak gerekir.</p>
</div>
<p><a href="https://inkisafplatformu.com/dua-kaderi-degistirir-mi/">Dua Kaderi Değiştirir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://inkisafplatformu.com">İnkişaf D&uuml;ş&uuml;nce Platformu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://inkisafplatformu.com/dua-kaderi-degistirir-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1216</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Düşünce ve Davranışlarımızın Belirleyicisi Olarak Allah Tasavvuru</title>
		<link>https://inkisafplatformu.com/dusunce-ve-davranislarimizin-belirleyicisi-olarak-allah-tasavvuru/</link>
					<comments>https://inkisafplatformu.com/dusunce-ve-davranislarimizin-belirleyicisi-olarak-allah-tasavvuru/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Demir]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Jun 2025 22:03:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ahmet Demir]]></category>
		<category><![CDATA[Kelam]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Allah Tasavvuru]]></category>
		<category><![CDATA[Davranış]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[İnkişaf Düşünce Platformu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://inkisafplatformu.com/?p=1211</guid>

					<description><![CDATA[<p>            Kur&#8217;an&#8217;daki en temel gayelerden birisi de Allah tasavvurunu sahih bir zemine oturtmaktır. Kur&#8217;an evvela kâinatın Yaratıcısını isim ve sıfatlarıyla bize bildirir. Buna göre Yaratıcı her şeyi bilendir, her şeye&#8230;</p>
<p><a href="https://inkisafplatformu.com/dusunce-ve-davranislarimizin-belirleyicisi-olarak-allah-tasavvuru/">Düşünce ve Davranışlarımızın Belirleyicisi Olarak Allah Tasavvuru</a> yazısı ilk önce <a href="https://inkisafplatformu.com">İnkişaf D&uuml;ş&uuml;nce Platformu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p style="font-weight: 400;">            Kur&#8217;an&#8217;daki en temel gayelerden birisi de Allah tasavvurunu sahih bir zemine oturtmaktır. Kur&#8217;an evvela kâinatın Yaratıcısını isim ve sıfatlarıyla bize bildirir. Buna göre Yaratıcı her şeyi bilendir, her şeye kadirdir, her şeyi görendir, her şeyi işitendir, kullarına karşı çok merhametlidir, kullarına zulmetmeyendir, mülkün esas sahibi olandır, bu dünyayı bir imtihan meydanı olarak yaratmıştır, insanı da bir kul olarak yaratmış ve kulluğunu yerine getirip getirmediğini ortaya çıkarmak için de imtihan etmek üzere bu dünyaya göndermiştir, insanı irade sahibi, hayrı da şerri de tercih edebilecek donanımda bir varlık kılmıştır, işlediği amellere ve tercihine göre de ona ya mükafat, ya ceza verecektir. Başından sonuna kadar Kur&#8217;an&#8217;ın birçok yerinde Allah&#8217;a dair bu tür nitelikler ve anlatımlar bulmak mümkündür. Zira tevhit en temel gayedir. Tevhit hem varlık hem isim ve sıfatlar açısından tekliği ifade eder. Allah varlığında tek olduğu gibi isim ve sıfatlarında da tektir. Bazı isim ve sıfatların mahlukatta da görülmesi lafzî bir müştereklik ve benzerlikten öte bir anlam taşımaz. Nitekim Allah&#8217;ın görmesi ile kulun görmesi aynı değildir. Aynı şey sair sıfatlar için de geçerlidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">            Sâniyen Kur&#8217;an Allah&#8217;a dair bu tasavvuru insanın kalbinde ve aklında iyice yerleştirecek bir takım ibâdî pratikler belirlemiştir. Nitekim bir mümin için Allah tasavvuru, ibadetlere dair pratikleri yerine getirmesindeki devamlılığı, ihlası ve bu pratiklerin miktarına göre şekillenir. Bunlar bir mümindeki Allah tasavvurunu besleyen ve takviye eden en önemli dinamiklerdir. Esasen ibadetlerin var olmasındaki temel hikmetlerden birisi de budur. Zira mücerret bir iman, Allah tasavvurunu iyice yerleştirmek, beslemek ve güçlendirmek için yeterli değildir. Bu sebepten kaynaklı olarak Kur&#8217;an&#8217;da imandan bahsedilen çoğu yerde, peşinden hemen salih amel zikredilmektedir. İbadetler de salih amel kategorisine dahildirler. Ayrıca dinin her mümin için yapılması gereken asgari ibadetleri belirlemesinin yanında bir de nafile ibadetleri tavsiye ve teşvik etmesinin hikmetlerinden birisinin de Allah tasavvurunu takviye etmek olması kuvvetle muhtemeldir.</p>
<p style="font-weight: 400;">            Birçok mesele nihai noktada nasıl bir Allah tasavvuruna sahip olduğumuza göre şekillenmektedir. Nasıl bir Allah tasavvurumuz varsa ona göre fikir yürütüyoruz ve düşüncelere sahip oluyoruz. Mesela kötülük problemi böyledir. Bu probleme göre insan, iyi ve her şeye gücü yeten bir Tanrının varlığı ile dünyadaki kötülüklerin varlığını bağdaştıramamaktadır. Bu problemin temelinde, iyi ve kadir bir Tanrının var olması durumunda bu Tanrının kötülükler karşısında dünyaya her an müdahale etmesi gerektiği kabulü yatmaktadır. Tanrı buna müdahale etmiyor ve kötülüğü önlemiyorsa ya iyi değildir ya kadir değildir ya da yoktur. Görüldüğü üzere burada mesele yanlış bir Allah tasavvuru üzerine bina edilmektedir. Buna göre Allah insanların iradesini devre dışı bırakacak şekilde insanların kötü fiillerine sürekli müdahalede etmelidir, etmiyorsa Kendisi hakkında az önce zikredilen ihtimaller söz konusu olacaktır. Bu düşünce; insanı imtihan için bu dünyaya gönderen, ona irade verip iyi ve kötü fiillerinin karşılığını ahirette vereceğini söyleyen bir Tanrı anlayışını göz ardı eden, Yaratıcının iyi ve merhametli oluşunu da bu dünyadaki icraatın ve fiiliyatın zahiri açısından okuyan bir düşüncedir. Kanaatimizce de bu problemin üstesinden ancak evvela sahih bir Allah tasavvuruna sahip olmak, sonra da bu Allah tasavvurunu namaz, dua, zikir gibi ibâdî pratiklerle sürekli bir şekilde takviye etmekle gelinebilir. Aynı şey maruz kılınan musibetlerin üstesinden gelebilmek için de geçerlidir. İnsan her şeyden evvel kul olduğunu ve kulluk için buraya gönderildiğini bilmeli, her an Allah&#8217;ın kendisini açlık, korku, canlardan ve mallardan eksilme gibi türlü türlü imtihanlarla sınayacağı şuurunda olmalıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">            Kur&#8217;an&#8217;a ve üslubuna dair bakış açımızın niteliğinde de sahip olduğumuz Allah tasavvurunun etkisi vardır. Bundan birkaç ay önce Prof. Dr. Mustafa Öztürk&#8217;ün Kur&#8217;an&#8217;da Allah&#8217;ın kimi Mekkeli müşriklere tevcih ettiği bazı ifadelerden hareketle Kur&#8217;an&#8217;ın üslubuna, bu üslubun Allah&#8217;ın üslubu olamayacağına dair söylediği şeyler de, Ali Bulaç&#8217;ın bu hususta serdettiği tahlillerin yanında, temelinde esasen Allah tasavvuruna dair çarpıklıktan kaynaklanmaktadır. Bu düşüncelerin arka planında Allah hakkında antropomorfik bir yaklaşım yatmaktadır. Yani Allah hakkında tamamen insan biçimci bir tasavvur esas alınmış, Allah&#8217;ın üslubu, insanın, daha doğrusu modern insanın düşünüş ve konuşma biçimi üzerinden değerlendirilmiş ve ilgili üslup Allah&#8217;a yakıştırılamamıştır!</p>
<p style="font-weight: 400;">            Bediüzzaman bütün zamanlarda bütün insanların maddi ve manevi ihtiyaçlarını temini için nazil olan Kur&#8217;an&#8217;ın; harikulade haiz olduğu kapsamlılık ve genişlikle beraber insanların muhtelif tabakalarının hissiyatını gözetmesinin ve okşamasının, özellikle de en büyük tabakayı teşkil eden avamın kavrayışını esas alıp tevcih-i hitap esnasında onların anlayış seviyesine inmesinin; Kur&#8217;an&#8217;ın mükemmel belâgatına açık bir delil olduğu halde hasta olan nefislerin dalaletine sebep olduğunu söyler. Üstat Kur&#8217;an&#8217;ın bu üslubu benimsemesinin sebebi olarak da zamanların ihtiyaçlarının farklı farklı olduğunu, insanların fikirce, hisce ve zekaca bir olmadıklarını, Kur&#8217;an&#8217;ın ise mürşit olduğunu, irşadın ise umumi olması gerektiğini söyler. Devamında da <em>muhatabın</em> hissine ve kavrayışına uygun olan bir üslubun mizan ve terazisiyle <em>üslup sahibine</em> bakan kişinin elbette dalalete düşeceğini ifade eder. Görüldüğü üzere Kur&#8217;an&#8217;ın üslubu etrafındaki kabul ve düşüncelerin de temelinde, sahip olunan Allah tasavvuru yatmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">            Kötülük meselesi, Kur&#8217;an&#8217;ın üslubu vs. gibi birçok mesele etrafındaki kabuller/düşünceler, her şeyden önce Allah hakkındaki tasavvura göre şekilleniyor dedik. Allah hakkında sahih ya da çarpık bir tasavvurun oluşmasında kalbin önemi bir rolü vardır. Günümüz insanının en çok ihmal ettiği şeylerin başında kalp gelmektedir. Kalpteki nurun asgari şartı olan düzenli bir ibadet ve duayla takviye edilmeyen mücerret bir aklın, diğer bir ifadeyle nazarîlikten mütealliğe/nuraniliğe intikal etmeyen bir aklın bazı açmazlar karşısında savrulması her zaman mukadderdir. Zira akıl çerağını kalpten alır. Kalpten istimdat etmeyen bir akıl, her zaman için tıkanabilir. Allah&#8217;ı anmak düşüncenin ve problemlerin önündeki tıkanıklıkları açar.</p>
<p style="font-weight: 400;">            İnançlı her insanın olduğu gibi ilim erbabının da önündeki en büyük handikaplardan birisi budur. Düzenli/sürekli bir ibadet ve dua hayatı ile ilmî hayatın birlikteliği, adeta çelişik şeylerin birlikteliği gibi muhal görülüyor. Bu çarpık bakış ya da düşünüş, modern dönemin hastalıklarından birisi. Herkesten bir sûfî ölçüsünde dinî bir yaşantı beklenemez elbette. Ama en azından namazda hassasiyet, namazın akabindeki tesbihatta hassasiyet, Kur&#8217;an okumada hassasiyet, duada hassasiyet gibi asgari bir dinî yaşantı olmalıdır. Bunlar olmadığı takdirde birtakım açmazlar karşısında ifrat-tefrite savrulmak her zaman olasıdır. İşin daha da kötü yanı, kalp ile desteklenmeyen bir akıl, savrulduğu çarpık düşünceleri kendince aklî düzlemde kabul edilebilir, güzel ve doğru bulunabilir ve savunulabilir kılma potansiyeline de sahiptir. Bu açıdan aklı kalp ile nurlandırmak, böylece daha ileriye uçmasına imkân sağlamak elzemdir.</p>
<p style="font-weight: 400;">            Hasılı bir mümin için ister duygu ve düşünce bakımından olsun, ister maddi hadiseler bakımından olsun, maruz kalınan soyut-somut problemlerin üstesinden gelebilmek için evvela sahih bir Allah tasavvuruna sahip olmak, saniyen de bu sahih tasavvuru ibadetlerle sürekli bir şekilde beslemek ve takviye etmek hayatî önem arz eden bir meseledir. İbadetlerle takviye edilmeyen bir Allah tasavvurunun problemler karşısında yetersiz kalması ve farklı problemlere de yol açması her zaman mukadderdir. Sonra, Allah insana akıl ve kalp olmak üzere insanın hem maddi hem manevi hayatı için olmazsa olmaz olan ve insanları sair bütün canlılardan ayıran iki temel dinamik vermiştir. Kişi yalnızca birini esas alıp diğerini ihmal etmektense, her ikisini de işlemeyi esas almalıdır. Akıldaki nazarîliği nuranîlikle cilalamalı, kalpteki nuraniliği de nazarîlikle perçinlemelidir.</p>
</div>
<p><a href="https://inkisafplatformu.com/dusunce-ve-davranislarimizin-belirleyicisi-olarak-allah-tasavvuru/">Düşünce ve Davranışlarımızın Belirleyicisi Olarak Allah Tasavvuru</a> yazısı ilk önce <a href="https://inkisafplatformu.com">İnkişaf D&uuml;ş&uuml;nce Platformu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://inkisafplatformu.com/dusunce-ve-davranislarimizin-belirleyicisi-olarak-allah-tasavvuru/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1211</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Giriş Yerine</title>
		<link>https://inkisafplatformu.com/giris-yerine/</link>
					<comments>https://inkisafplatformu.com/giris-yerine/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İnkişaf Düşünce]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Jun 2025 21:18:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Güncel Konular]]></category>
		<category><![CDATA[giriş]]></category>
		<category><![CDATA[İnkişaf Düşünce Platformu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://inkisafplatformu.com/?p=1201</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnkişaf, açılma, meydana çıkma, kuvveden fiile geçme, bir şeyin üstündeki örtünün kalkması, gelişmesi manalarına gelen bir kelimedir. Söz gelimi “istidat ve kabiliyetlerin inkişaf etmesi” ifadesi, kuvveden fiile geçişini; “düşüncenin inkişafı”&#8230;</p>
<p><a href="https://inkisafplatformu.com/giris-yerine/">Giriş Yerine</a> yazısı ilk önce <a href="https://inkisafplatformu.com">İnkişaf D&uuml;ş&uuml;nce Platformu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p style="font-weight: 400;">İnkişaf, açılma, meydana çıkma, kuvveden fiile geçme, bir şeyin üstündeki örtünün kalkması, gelişmesi manalarına gelen bir kelimedir. Söz gelimi “<em>istidat ve kabiliyetlerin inkişaf etmesi</em>” ifadesi, kuvveden fiile geçişini; “<em>düşüncenin inkişafı</em>” ise en basit anlamıyla onun gelişmesini ifade eder.</p>
<p style="font-weight: 400;">Platformumuz, bir yandan düşüncenin söze dökülüp okuyucularla buluştuğu bir müzakere meclisi, diğer yandan da yeni kalemlerin tecrübe kazandığı bir yazı atölyesi işlevi görmeyi amaçlamaktadır. Yani temel hedef; tecrübeli kalemlerin katkılarıyla meselelerin İslâmî ilimler açısından ele alındığı zengin bir bilgi havuzu oluşturmanın yanında güçlü kalemlerin zamanla artmasına katkıda bulunmaktır. Bu hedef doğrultusunda, yıllarını ilim ve irfan yolunda geçirmiş olsun, o yola henüz yeni çıkmış olsun, yazmayı düşünen herkesin, Allah’a kulluktan ibadet hayatına, ferdî ve ailevî ilişkilerden toplumsal meselelere, gündelik yaşamdan sosyal ve siyasî konulara kadar geniş bir çerçevede düşünce ve değerlendirmelerini platformumuzda paylaşmayı arzu ediyoruz. Böylece yaşadığımız problemlere, maruz kaldığımız şüphe ve tereddütlere; aslî kaynaklara dayalı, temellendirilebilen ve belli bir mantık örgüsüne sahip, çağın sesine soluğuna açık, sathi olmaktan uzak çözümler sunulmasına daha çok insan katkıda bulunacak, ileriye matuf büyük bir ihtiyacın karşılanması yönünde önemli adımlar atılmış olacaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Günümüzde, her şey ya doğrudan ya da dolaylı olarak maddeye irca edilebiliyor; meseleler değerlendirilirken insan-kainat-uluhiyet hakikati arasındaki denge korunamayabiliyor. Ruh, metafizik ve manevi olan ya hiç hesaba katılmıyor ya da sadece dil ucu ile zikrediliyor. Durum böyle olunca, pek çok mesele sathî bir şekilde, tek boyutlu ve dar bir perspektiften değerlendirilebiliyor. Bunun en temel sebebi, günümüz toplum telakkisinin, ilim anlayışının ve araştırma zihniyetinin insan-kâinat-Allah ilişkisi nazara alınmadan gelişmiş olmasıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Öte yandan, henüz inanç sistemimizle uyumlu, çağı yakalayabilmiş, zamanın yorumlarını arkasına alabilen yeni bir toplum telakkisini; Allah-kâinat-insan ilişkisini göz önünde bulunduran bir ilim anlayışını; özün ve ilâhî olanın muhafazası ile birlikte günümüzün problemlerini belli bir sistem dahilinde çözebilecek bir hukukî zemini ve belki de bütün bunları sağlayabilecek gelişmiş bir araştırma zihniyetini tam olarak inşa edememiş olmamızın da bunda bir ölçüde payı olduğu söylenebilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ferdi olarak ortaya konulan gayret ve onun muhassalası, her ne kadar bir kısım problemleri bir yere kadar çözse ya da çözüm yollarını gösterse de, geliştirilmiş bir araştırma zihniyetinin ancak işleyen, kurumsallaşmış bir yapıya kavuştuğunda ve bu da ilim mahfillerinde yayıldığında geniş çaplı bir değişim ve dönüşümü meyve verir. Dolayısıyla henüz alınacak çok yol vardır. Bununla beraber günümüz realitelerini de göz önüne almalı, “<em>hepsi idrak edilemeyen şey, bütün bütün terk edilmez</em>” kaidesince durağanlığa girmemeli, himmetlerin harekete geçmesi, geçirilmesi için elden gelen gayret gösterilmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Düşünce, niyet ve fevkalade iştiyak değil midir insanın özünde çekirdek mahiyetinde bulunan istidatlarını inkişaf ettiren? Bunlar değil midir, istidatların inkişaf etmesi için toprak, hava, yağmur ve güneş vazifesi gören? O halde, düşüncenin harekete geçirilmesine, niyetin tazelenmesine ya da korunmasına ve ilim erbabının kalbinde iştiyak hâsıl olmasına çalışılmalıdır. İşte bu, istidat sahiplerinin kendilerini durağanlığa salmalarına, dolayısıyla istidatlarının körelmesine engel olacak; yeni istidatların da doğmasını ve harekete geçmesini sağlayacaktır. Aksi taktirde, tevakkufperestlik (durağanlık), yüzeysel bilgiler ile yetinme gibi terakkinin önündeki engeller, ehl-i ilim arasında sökülüp atılması güç bir şekilde kök salacaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Evet, her vesileyle ilmin canlı tutulduğu bir atmosfer oluşturulmalıdır ki, bir taraftan insanımız mevcudu bağlama, mefkudu avlama aşk ve şevkini sürdürebilsin; diğer taraftan, tohumun ortamını bulduğunda başağa yürümesi gibi, yeni dimağlar da meyveye durmak üzere harekete geçsin. Geçsin ki, her kuşak kendinden öncekinin eksik-gediklerini kapatsın ve öyle bir gün gelsin ki, artık bir meyve veren ağaç olmakla yetinmek de dûn himmetlik sayılsın; çeşit çeşit meyveler verilsin. İşte o zaman, insan-kâinat-uluhiyet dengesi korunacak, inanç dünyamıza ait temel hakikatler, özündeki saflığıyla muhafaza edilecek, Kur’anî hakikatlerin, tasrif üslubuyla anlaşılır ve cazip bir şekilde tekrar ber tekrar dillendirildiği bir döneme şahit olunacaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Peki, biz meseleyi hep ileri kuşaklara havale etmekle mi yetineceğiz? Hayır. Bizden önceki nesillerin gördüğü, bizden sonraki nesillerin göreceği vazifeler olduğu gibi, bizi bekleyen de pek çok vazife var. Biz, bizden öncekilerden aldığımız mirası, sadece geleceğe taşımakla yetinmeyecek, emaneti haleflerimize teslim edeceğimiz ana kadar kendi üzerimize düşen ölçüde ona katkıda bulunma gayreti içerisinde olacağız.</p>
<p style="font-weight: 400;">Tam da buna matuf olarak biz, yazarlarımızdan; hem düşünce dünyamızın inkişafına vesile olabilecek ve aynı zamanda inanç dünyamız itibarıyla immün sistemimizin kuvvet kazanmasını temin edecek hem de maruz kaldığımız problem, şüphe ve tereddütlerin altında kalıp ezilmemek için yol gösterici yazılar yazmalarını bekliyoruz.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yeni kalemlerimizden de beklentilerimiz var, ancak bu beklenti onların her yönüyle mükemmel yazılar yazmaları değil; istidatlarını inkişaf ettirebilmek için &#8211;<em>ilk başlarda günlük mahiyetinde birkaç satırlık basit yazılar da olsa</em>&#8211; sürekli yazma gayreti içinde olmalarıdır. Çünkü şunun farkındayız: Bir insanın okuması, okuduklarını hazmetmesi ve bunlar üzerine kafa yorarak ilmî üretim yapacak seviyeye gelmesi kolay olmadığı gibi, bunu efradını cami, ağyarını mâni bir şekilde ve mantıkî boşluklar bırakmaksızın söze dökmesi de hiç kolay değildir. Bu iş, bir taraftan yelpazesi geniş çeşitli okumalar yapmayı, kafa yormayı, diğer bir deyişle emek verip fikir çilesi çekmeyi gerektirir; diğer taraftan ise tashihe açık olmayı, eksikliklerini tespit edip gidermeyi, bıkmadan usanmadan düşe kalka da olsa yol almayı gerektirir. İşte bu nedenle temennimiz, platformumuzun aynı zamanda bir yazı atölyesi olduğunu, gelişimin de zamana vabeste olduğunu hatırda tutmalarıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yukarıda zikredilenlere ek olarak bu platformun ifa etmek istediği/edeceği önemli bir diğer işlevi daha olacaktır. O da, artık pek çok bilgiye kendisi aracılığıyla ulaşmaya başladığımız yapay zekânın doğru ve güvenilir bilgilerle beslenmesine mütevazi de olsa katkıda bulunmaktır. Yapay zekâ modellerinin, veriye dayanmadan yanlış ve yanıltıcı bilgiler ürettiği (halüsinasyon) ve bazı meselelerde belli ön yargılara sahip olduğu… herkesin malumudur. Bu riskleri azaltmak, dayandığı bilgilerin şeffaflığını sağlamak, üretilen bilgilerin doğruluğunu ve güvenilirliğini arttırmak amacıyla yapay zekâ modelleri artık kaynak gösteriyor. İşte bu noktada doğru ve güvenilir kaynaklara ihtiyaç duyulmaktadır. Sözgelimi, Google’da yapılan herhangi bir aramada, Google en başta, çeşitli sitelerden kendi yapay zekasının derlediği bilgileri sunmaktadır. Böyle hazır bir bilgi ile karşılaşan çoğu insan, bunları test etme ihtiyacı da hissetmeyebiliyor. Yani iş, veri işlevi gören kaynakların ya da sitelerin içeriklerinin güvenilirliğine kalmaktadır. Dolayısıyla, internet ortamındaki doğru ya da yanlış her bilginin bir veriye dönüştüğü günümüzde, doğru ve güvenilir bilginin üretilip paylaşılması, aynı zamanda yapay zekânın da doğru verilerle beslenmesine katkıda bulunacaktır. Bu, sahih dinî düşüncenin korunması ve yaygınlaşması açısından kritik öneme sahip bir meseledir. İşte bu noktada, ilim erbabının, sadırlarındaki bilgileri, bazıları itibarıyla malumu i’lâm kabilinden olacağı düşüncesiyle ‘<em>zaten biliniyor, ne gerek var</em>’ diye düşünmeden belli bir mantık örüntüsü içerisinde söze dökmeyi ve insanlığın istifadesine sunmayı bir vazife telakki etmeleri gerekir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Sözün özü; İnkişaf Düşünce Platformu hem tecrübeli hem de yeni yazmaya başlayan kalemleriyle <em>geniş bir yelpazede</em>doğru ve güvenilir içerik üretmeyi amaçlamaktadır. Böylece, mütevazi küçük adımlarla da olsa yol almaya çalışacak, ilim ve irfana gönül vermiş fikir işçilerinin bilgi birikiminden beslenen bir menba oluşacaktır. Zamanla tecrübe kazanan yeni kalemler de bu menbaya katkıda bulunacaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Çıktığımız bu yolda, Cenab-ı Rabbü’l-âlemîn’in inayet ve tevfiki yegâne yol azığımızdır. Her türlü eksiğimizi, noksanımızı baştan peşin olarak kabul ettiğimizi ve her türlü eleştiri, tenkit ve tashihe açık olduğumuzu belirtir; dualarınızı bekleriz.</p>
</div>
<p><a href="https://inkisafplatformu.com/giris-yerine/">Giriş Yerine</a> yazısı ilk önce <a href="https://inkisafplatformu.com">İnkişaf D&uuml;ş&uuml;nce Platformu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://inkisafplatformu.com/giris-yerine/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1201</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
