İnsan karakterinin gerçek mahiyetini anlamak, yalnızca dış görünüşe veya sözlü beyanlara bakmakla mümkün değildir. Günlük hayatta karşılaşılan bazı basit tecrübeler, bu hakikati somut biçimde ortaya koymaktadır. Dışarıdan bakıldığında kusursuz görünen bir cevizin içinin kurtlu çıkabilmesi veya görüntüsü ve kokusuyla olgun izlenimi veren bir kavunun beklenen lezzeti vermemesi, dış görünüş ile gerçek değer arasındaki farkı gözler önüne sermektedir. Nitekim kurtlu bir ceviz ile sağlam bir ceviz, kabuğu kırılmadan; tatlı bir kavun ile tatsız bir kavun ise kesilmeden birbirinden ayırt edilemez. Bu durum, varlıkların gerçek değerinin çoğu zaman dış yüzeylerinde değil, iç dünyalarında saklı olduğunu göstermektedir.
İnsanlar çoğu zaman görünüşleri, konuşmaları veya toplumdaki konumları üzerinden değerlendirilmektedir. Oysa kişinin gerçek karakteri, ahlaki ilkeleri ve manevi derinliği, hayatın olağan akışı içerisinde her zaman açıkça görülemez. İnsan tabiatında gizli bulunan özellikler, çoğunlukla çeşitli imtihanlarla karşılaşıldığında ortaya çıkmaktadır. Bu sebeple hayatın sınavları, insan karakterini görünür kılan birer turnusol kâğıdı niteliğindedir.
Kur’ân-ı Kerîm’e göre dünya hayatı başlı başına bir imtihan alanıdır. Yüce Allah, “Hanginizin daha güzel amel işleyeceğini denemek için ölümü ve hayatı yaratan O’dur” (Mülk, 67/2) buyurarak insanın bu dünyadaki varlığının imtihan gerçeğiyle iç içe olduğunu bildirmektedir. Bu imtihanlar yalnızca sıkıntılarla değil; nimetler, makamlar ve çeşitli imkânlarla da gerçekleşmektedir.
Maddî sıkıntılar, insanın özünü ortaya çıkaran önemli sınavlardan biridir. Refah ve huzur ortamında dinî ve ahlaki değerlere bağlı görünen bazı kimseler, ekonomik zorluklarla karşılaştıklarında bu bağlılıklarını sürdürmekte zorlanabilmektedirler. Kur’ân-ı Kerîm’de bu duruma dikkat çekilerek şöyle buyrulmaktadır: “Öyle insanlar vardır ki Allah’a, sırf bir hesaba binaen, imanla küfrün arasında bir yerde ibadet eder. Şayet umduğu faydayı elde ederse onunla huzur bulup sevinir, eğer bir sıkıntı ve imtihana mâruz kalırsa yüzüstü dönüverir. Dünyayı da âhireti de kaybeder. İşte besbelli olan hüsran budur.” (Hac, 22/11). Buna karşılık iman ve ahlak bakımından sağlam karaktere sahip müminler, sıkıntı dönemlerinde sabır ve metanetlerini muhafaza ederek manevi olgunluklarını ortaya koyarlar. Nitekim Kur’ân, sabredenlerin mükâfatlarının hesapsız verileceğini müjdelemektedir (Zümer, 39/10).
İnsanın karakterini ortaya çıkaran bir diğer önemli sınav ise zenginlik ve servettir. Tarih boyunca birçok insanın yoksulluk dönemlerinde sergilediği mütevazı tavrı, servet elde ettikten sonra koruyamadığı görülmüştür. Mal ve mülkün sağladığı güç, bazı kişilerde kibir, gösteriş, israf ve sorumsuzluk gibi olumsuz eğilimleri açığa çıkarabilmektedir. Karun kıssası, servetin insanı nasıl bir aldanışa sürükleyebileceğini gösteren çarpıcı bir örnektir. Buna karşılık Kur’ân’ın ideal mümin tasavvurunda mal, kişinin mutlak mülkiyeti değil; Allah’ın bir emaneti olarak görülmektedir. Bu bilinç, zenginliği bir üstünlük aracı olmaktan çıkarıp toplumsal fayda ve infak vesilesine dönüştürmektedir.
Hastalıklar, korkular ve çeşitli musibetler de insanın iç dünyasını görünür hâle getiren önemli imtihan alanlarıdır. İnsan, çaresizlik ve zorluk anlarında çoğu zaman ilahî yardım arayışına yönelmektedir. Ancak bazı kimseler, sıkıntılar ortadan kalktığında bu bilinç hâlini sürdürememekte ve eski tutumlarına geri dönmektedirler. Kur’ân-ı Kerîm, insanın bu yönüne işaret ederek onun zorluk karşısında telaşlanan, nimet karşısında ise bencilleşebilen bir yapıya sahip olduğunu belirtmekte; bu durumdan istisna olarak namazlarını devamlı kılan ve kulluk şuurunu koruyan müminleri göstermektedir (Meâric, 70/19-23.)
Makam, mevki ve otorite sahibi olmak da karakterin ortaya çıktığı önemli sınavlardan biridir. Yetki sahibi olmadan önce adalet, dürüstlük ve tevazu söylemlerinde bulunan bazı kimseler, güç elde ettiklerinde farklı bir tutum sergileyebilmektedirler. Kur’ân-ı Kerîm’de, insanları sözleriyle etkileyen; ancak yetki ve güç elde ettiğinde bozgunculuğa yönelen kimselerden bahsedilmektedir (Bakara, 2/204-206). Buna karşılık ahlaki ilkeleri güçlü bireyler, sahip oldukları yetkiyi kişisel çıkarları için değil; adaletin tesisi, hakkın korunması ve toplumun yararına hizmet etmek amacıyla kullanırlar. Bu yönüyle güç ve otorite, insanın gerçek niyetini ve ahlaki seviyesini ortaya koyan önemli bir imtihan vasıtasıdır.
Kur’ân’ın ortaya koyduğu perspektife göre insanın değeri, sahip olduğu imkânlarda değil; bu imkânlar karşısındaki tavrında gizlidir. Nitekim Yüce Allah, “Andolsun sizi biraz korku, açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz” (Bakara, 2/155.) buyurarak hayatın farklı alanlarındaki sınavlara dikkat çekmektedir. Bu sınavlar, insanın iç dünyasında taşıdığı iman, sabır, şükür, tevazu ve adalet gibi değerleri görünür hâle getirmektedir.
Sonuç olarak insanın gerçek değeri, dış görünüşünde veya toplumsal statüsünde değil; imtihanlar karşısında ortaya koyduğu ahlaki duruşunda ve manevi sağlamlığında saklıdır. Maddî sıkıntılar, zenginlik, hastalık, korku ve makam gibi hayatın farklı sınavları, insanın iç dünyasında taşıdığı hakikati açığa çıkarmaktadır. Kur’ân’ın da haber verdiği üzere, bütün sırların ortaya döküleceği ve kalplerde saklananların açığa çıkacağı bir gün mutlaka gelecektir (Târık, 86/9). Bu nedenle insanın öncelikli gayesi, dış görünüşünü süslemekten önce kalbini imanla, samimiyetle ve güzel ahlakla inşa etmek olmalıdır. Çünkü insanı değerli kılan, insanların gördüğü yüzü değil; Allah’ın bildiği özüdür.
Yazar: Yusuf Ayyıldız