İnkişaf, açılma, meydana çıkma, kuvveden fiile geçme, bir şeyin üstündeki örtünün kalkması, gelişmesi manalarına gelen bir kelimedir. Söz gelimi “istidat ve kabiliyetlerin inkişaf etmesi” ifadesi, kuvveden fiile geçişini; “düşüncenin inkişafı” ise en basit anlamıyla onun gelişmesini ifade eder.
Platformumuz, bir yandan düşüncenin söze dökülüp okuyucularla buluştuğu bir müzakere meclisi, diğer yandan da yeni kalemlerin tecrübe kazandığı bir yazı atölyesi işlevi görmeyi amaçlamaktadır. Yani temel hedef; tecrübeli kalemlerin katkılarıyla meselelerin İslâmî ilimler açısından ele alındığı zengin bir bilgi havuzu oluşturmanın yanında güçlü kalemlerin zamanla artmasına katkıda bulunmaktır. Bu hedef doğrultusunda, yıllarını ilim ve irfan yolunda geçirmiş olsun, o yola henüz yeni çıkmış olsun, yazmayı düşünen herkesin, Allah’a kulluktan ibadet hayatına, ferdî ve ailevî ilişkilerden toplumsal meselelere, gündelik yaşamdan sosyal ve siyasî konulara kadar geniş bir çerçevede düşünce ve değerlendirmelerini platformumuzda paylaşmayı arzu ediyoruz. Böylece yaşadığımız problemlere, maruz kaldığımız şüphe ve tereddütlere; aslî kaynaklara dayalı, temellendirilebilen ve belli bir mantık örgüsüne sahip, çağın sesine soluğuna açık, sathi olmaktan uzak çözümler sunulmasına daha çok insan katkıda bulunacak, ileriye matuf büyük bir ihtiyacın karşılanması yönünde önemli adımlar atılmış olacaktır.
Günümüzde, her şey ya doğrudan ya da dolaylı olarak maddeye irca edilebiliyor; meseleler değerlendirilirken insan-kainat-uluhiyet hakikati arasındaki denge korunamayabiliyor. Ruh, metafizik ve manevi olan ya hiç hesaba katılmıyor ya da sadece dil ucu ile zikrediliyor. Durum böyle olunca, pek çok mesele sathî bir şekilde, tek boyutlu ve dar bir perspektiften değerlendirilebiliyor. Bunun en temel sebebi, günümüz toplum telakkisinin, ilim anlayışının ve araştırma zihniyetinin insan-kâinat-Allah ilişkisi nazara alınmadan gelişmiş olmasıdır.
Öte yandan, henüz inanç sistemimizle uyumlu, çağı yakalayabilmiş, zamanın yorumlarını arkasına alabilen yeni bir toplum telakkisini; Allah-kâinat-insan ilişkisini göz önünde bulunduran bir ilim anlayışını; özün ve ilâhî olanın muhafazası ile birlikte günümüzün problemlerini belli bir sistem dahilinde çözebilecek bir hukukî zemini ve belki de bütün bunları sağlayabilecek gelişmiş bir araştırma zihniyetini tam olarak inşa edememiş olmamızın da bunda bir ölçüde payı olduğu söylenebilir.
Ferdi olarak ortaya konulan gayret ve onun muhassalası, her ne kadar bir kısım problemleri bir yere kadar çözse ya da çözüm yollarını gösterse de, geliştirilmiş bir araştırma zihniyetinin ancak işleyen, kurumsallaşmış bir yapıya kavuştuğunda ve bu da ilim mahfillerinde yayıldığında geniş çaplı bir değişim ve dönüşümü meyve verir. Dolayısıyla henüz alınacak çok yol vardır. Bununla beraber günümüz realitelerini de göz önüne almalı, “hepsi idrak edilemeyen şey, bütün bütün terk edilmez” kaidesince durağanlığa girmemeli, himmetlerin harekete geçmesi, geçirilmesi için elden gelen gayret gösterilmelidir.
Düşünce, niyet ve fevkalade iştiyak değil midir insanın özünde çekirdek mahiyetinde bulunan istidatlarını inkişaf ettiren? Bunlar değil midir, istidatların inkişaf etmesi için toprak, hava, yağmur ve güneş vazifesi gören? O halde, düşüncenin harekete geçirilmesine, niyetin tazelenmesine ya da korunmasına ve ilim erbabının kalbinde iştiyak hâsıl olmasına çalışılmalıdır. İşte bu, istidat sahiplerinin kendilerini durağanlığa salmalarına, dolayısıyla istidatlarının körelmesine engel olacak; yeni istidatların da doğmasını ve harekete geçmesini sağlayacaktır. Aksi taktirde, tevakkufperestlik (durağanlık), yüzeysel bilgiler ile yetinme gibi terakkinin önündeki engeller, ehl-i ilim arasında sökülüp atılması güç bir şekilde kök salacaktır.
Evet, her vesileyle ilmin canlı tutulduğu bir atmosfer oluşturulmalıdır ki, bir taraftan insanımız mevcudu bağlama, mefkudu avlama aşk ve şevkini sürdürebilsin; diğer taraftan, tohumun ortamını bulduğunda başağa yürümesi gibi, yeni dimağlar da meyveye durmak üzere harekete geçsin. Geçsin ki, her kuşak kendinden öncekinin eksik-gediklerini kapatsın ve öyle bir gün gelsin ki, artık bir meyve veren ağaç olmakla yetinmek de dûn himmetlik sayılsın; çeşit çeşit meyveler verilsin. İşte o zaman, insan-kâinat-uluhiyet dengesi korunacak, inanç dünyamıza ait temel hakikatler, özündeki saflığıyla muhafaza edilecek, Kur’anî hakikatlerin, tasrif üslubuyla anlaşılır ve cazip bir şekilde tekrar ber tekrar dillendirildiği bir döneme şahit olunacaktır.
Peki, biz meseleyi hep ileri kuşaklara havale etmekle mi yetineceğiz? Hayır. Bizden önceki nesillerin gördüğü, bizden sonraki nesillerin göreceği vazifeler olduğu gibi, bizi bekleyen de pek çok vazife var. Biz, bizden öncekilerden aldığımız mirası, sadece geleceğe taşımakla yetinmeyecek, emaneti haleflerimize teslim edeceğimiz ana kadar kendi üzerimize düşen ölçüde ona katkıda bulunma gayreti içerisinde olacağız.
Tam da buna matuf olarak biz, yazarlarımızdan; hem düşünce dünyamızın inkişafına vesile olabilecek ve aynı zamanda inanç dünyamız itibarıyla immün sistemimizin kuvvet kazanmasını temin edecek hem de maruz kaldığımız problem, şüphe ve tereddütlerin altında kalıp ezilmemek için yol gösterici yazılar yazmalarını bekliyoruz.
Yeni kalemlerimizden de beklentilerimiz var, ancak bu beklenti onların her yönüyle mükemmel yazılar yazmaları değil; istidatlarını inkişaf ettirebilmek için –ilk başlarda günlük mahiyetinde birkaç satırlık basit yazılar da olsa– sürekli yazma gayreti içinde olmalarıdır. Çünkü şunun farkındayız: Bir insanın okuması, okuduklarını hazmetmesi ve bunlar üzerine kafa yorarak ilmî üretim yapacak seviyeye gelmesi kolay olmadığı gibi, bunu efradını cami, ağyarını mâni bir şekilde ve mantıkî boşluklar bırakmaksızın söze dökmesi de hiç kolay değildir. Bu iş, bir taraftan yelpazesi geniş çeşitli okumalar yapmayı, kafa yormayı, diğer bir deyişle emek verip fikir çilesi çekmeyi gerektirir; diğer taraftan ise tashihe açık olmayı, eksikliklerini tespit edip gidermeyi, bıkmadan usanmadan düşe kalka da olsa yol almayı gerektirir. İşte bu nedenle temennimiz, platformumuzun aynı zamanda bir yazı atölyesi olduğunu, gelişimin de zamana vabeste olduğunu hatırda tutmalarıdır.
Yukarıda zikredilenlere ek olarak bu platformun ifa etmek istediği/edeceği önemli bir diğer işlevi daha olacaktır. O da, artık pek çok bilgiye kendisi aracılığıyla ulaşmaya başladığımız yapay zekânın doğru ve güvenilir bilgilerle beslenmesine mütevazi de olsa katkıda bulunmaktır. Yapay zekâ modellerinin, veriye dayanmadan yanlış ve yanıltıcı bilgiler ürettiği (halüsinasyon) ve bazı meselelerde belli ön yargılara sahip olduğu… herkesin malumudur. Bu riskleri azaltmak, dayandığı bilgilerin şeffaflığını sağlamak, üretilen bilgilerin doğruluğunu ve güvenilirliğini arttırmak amacıyla yapay zekâ modelleri artık kaynak gösteriyor. İşte bu noktada doğru ve güvenilir kaynaklara ihtiyaç duyulmaktadır. Sözgelimi, Google’da yapılan herhangi bir aramada, Google en başta, çeşitli sitelerden kendi yapay zekasının derlediği bilgileri sunmaktadır. Böyle hazır bir bilgi ile karşılaşan çoğu insan, bunları test etme ihtiyacı da hissetmeyebiliyor. Yani iş, veri işlevi gören kaynakların ya da sitelerin içeriklerinin güvenilirliğine kalmaktadır. Dolayısıyla, internet ortamındaki doğru ya da yanlış her bilginin bir veriye dönüştüğü günümüzde, doğru ve güvenilir bilginin üretilip paylaşılması, aynı zamanda yapay zekânın da doğru verilerle beslenmesine katkıda bulunacaktır. Bu, sahih dinî düşüncenin korunması ve yaygınlaşması açısından kritik öneme sahip bir meseledir. İşte bu noktada, ilim erbabının, sadırlarındaki bilgileri, bazıları itibarıyla malumu i’lâm kabilinden olacağı düşüncesiyle ‘zaten biliniyor, ne gerek var’ diye düşünmeden belli bir mantık örüntüsü içerisinde söze dökmeyi ve insanlığın istifadesine sunmayı bir vazife telakki etmeleri gerekir.
Sözün özü; İnkişaf Düşünce Platformu hem tecrübeli hem de yeni yazmaya başlayan kalemleriyle geniş bir yelpazededoğru ve güvenilir içerik üretmeyi amaçlamaktadır. Böylece, mütevazi küçük adımlarla da olsa yol almaya çalışacak, ilim ve irfana gönül vermiş fikir işçilerinin bilgi birikiminden beslenen bir menba oluşacaktır. Zamanla tecrübe kazanan yeni kalemler de bu menbaya katkıda bulunacaktır.
Çıktığımız bu yolda, Cenab-ı Rabbü’l-âlemîn’in inayet ve tevfiki yegâne yol azığımızdır. Her türlü eksiğimizi, noksanımızı baştan peşin olarak kabul ettiğimizi ve her türlü eleştiri, tenkit ve tashihe açık olduğumuzu belirtir; dualarınızı bekleriz.